Bangkok etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bangkok etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Temmuz 2011

Bangkok Hakkında Aklıma Gelenler-2

Tayland'da nüfusun önemli bölümü Budist. Böyle olunca da birçok yerde Budist din adamı yani Monk görebiliyorsunuz. Ben bu Monkları böyle tapınaklarına kapanmış, dünyadan bihaber kendilerini sadece dinlerine adamış insanlar olarak düşünürdüm. Oysa alışveriş yaparken, hatta pazarlık yaparken görebiliyoruz Monkları. Kimisi boynuna fotoğraf makinesini asmış geziyor tozuyor. Hayatın her yerindeler yani. Ama iyi eğitimliler. İngilizceyi oldukça iyi konuşuyorlar. Çok yardımseverler. Öğrendikten sonra nasıl olduklarını bir şey soracak olsak birine Monk olması öncelikli tercih sebebi oluyordu.
Bangkok'ta çokça ışıklandırılmış geniş caddeler var, ortalarında anıtlar. Demokrasi anıtı onlardan biri.
Sokakta yürürken bir sürü satıcıya denk gelmek mümkün. Aradığımız birçok şeyi buralardan temin edebiliyoruz. Hatta hediyelik için de çok farklı şeyler bulunabiliyor.
İlginç görüntüler de karşımıza çıkmıyor değil.
Trafik berbat ötesi. Kornaların, sıkışıklığın haddi hesabı yok. Yollar da karmakarışık. Bangkok'un en yüksek oteli Baiyoke Sky Hotel'in teras katından tüm Bangkok'a bakma imkanımız var. Ankara'daki Atakule'den daha yüksek. Trafiğin keşmekeş olduğunu kanıtlayabilirim.
Oldukça da lüks bir tesis ama bir kokteyl ve gözetleme imkanı çok makul bir fiyata. Bu arada içtiklerime bir ekleme yapayım Blue Hawai. Malibu, Bakardi, Rom ve Blue Curacau denilen bir şeyin karışımından oluşan güzel bir kokteyl. Bir Demirsporlu olarak tercihim maviden yana. Çok da güzeldi tadı.
Böyle bir atmosferde ve lüsk bir tesiste herhangi bir alkollü alkolsüz içeceği Türkiye'de fahiş fiyatlara içebilecekken burada çok uygun bir fiyata içmek mümkün. Ha bu arada içtiklerime bir ekleme daha yapayım. Bloody Mary. Berbattı. Domates suyu ile alkollü kokteyl mi olur? Olmaz ama sadece isimden seçme yaparsanız, içerik sormazsanız, bu kötü deneyim aklınıza kazınır ve bir gün gelir bloga yazıverirsiniz.

Geniş caddelerine rağmen, trafik sorunu kötü demiştim. Bunu toplu taşıma ile çözelim derken üst üste üç kat metro yapmışlar, bunu da yerin altına değil, üstüne yapmışlar, şehrin içine etmişler.
Bir de inanılmaz bir inşaatlaşma var. Gürültüden geçilmiyor. İşgücü ucuz olunca adamlar doldurmuşlar işçileri inşaatlara. Bangkok bu yönüyle bıktırıyor insanı.

Sonraki yazılarımda Bangkok'un keşmekeşinden uzaklaşarak Phuket ve Phi Phi adalarının büyüleyici güzelliklerine uzanacağım. Sonra tekrar Bangkok'a dönüp gezilebilecek yerleri hakkında bilgiler vereceğim.

7 Temmuz 2011

Bangkok Hakkında Aklıma Gelenler-1

Bangkok'ta BobaeTower'da kaldık. Prince Palace Hotel'de. Otel fena değil ama tarif edemiyorsunuz. Zaten neredeyse kimse İngilizce bilmiyor. Bildiklerini düşünenler de dil yapılarının farklılığından dolayı İngilizce kelimeleri çok farklı söyleyip, çok farklı algılıyorlar. Prince Palace diyebilmek için taksiciye göbeğimiz çatlıyordu. Taksiciler pin pa, plin pa, prin pla, diye anlamadıklarını ifade edip durdular. Harita bile çoğu zaman fayda etmiyordu. Her neyse Otel Golden Mount'tan böyle görünüyordu.
Otelin en önemli avantajı zengin kahvaltı seçeneği sunması idi. Gerçi Asya mutfağı ağırlıktaydı ama hiçbir şey bulamamaktan iyidir. Ben geniş mideli biri olmama rağmen yer yer zorlandığım anlar oldu Tayland'da. Beni bile aşan anlar yaşadım. Otelin girişindeki görevliler tam Allahlıklar. Yazmadan edemeyeceğim. Kendi taksicileri var. Çağırın diyoruz, diyor sizi ben götüreyim şehir merkezine 25 TL'ye. Ben diyorum taksimetreyi aç gidelim. O halde yok diyor. Tamam taksi çağır diyorum, yok diyor. Neyse ki; otel merkezi yerde. Her istediğimiz anda taksi bulabiliyoruz. Bir tanesine binip merkeze 5 TL'ye gidebiliyoruz. Hatta çoğu zaman daha ucuza. Genelde az bozulmuş insanlar Taylandlılar. Ama işte otel görevlilerinin ta içine kadar işlemiş kapitalizmin sömürü yönü. Onlara bulaşmamak lazım.

Taylandlılar krallarını seviyorlar, ya da sevmiyorlarsa da hiç çaktırmıyorlar. Birçok yerde krallarının resimleri asılı.
Devlet baskısı ile asılmış olduğunu sanmıyorum. Ülke genel olarak diktatörlükle yönetiliyormuş gibi bir hava vermedi bize. Hatta en salaş yerlerinde dahi gecenin bir yarısında rahat rahat geziyorduk da en ufak bir korku hissetmiyorduk. İstanbul'da sıkıyorsa Beyoğlu'nun arka sokaklarında rahatça yürüyün. O açıdan Bangkok güzeldi.

Gündüzleri bir yeri gezmek istediğinizde ne kadar merkezi bir yerde olursanız olun bir sürü tuk tuk şoförünün tacizine uğruyorsunuz. Ama ısrarları dışında rahatsız edici değil. Bizi gezdirmek ve para kazanmak istiyorlar hepsi bu. Tayland'da ilginç bir uygulama var. Diyor ki; tuk tukçular sizi çok ucuza hatta bedavaya gezdiririm ama siz de benim götüreceğim üç alışveriş merkezine gideceksiniz. Alış veriş yapmak zorunda değilsiniz ama zorla getirildiğinizi patronlara hissettirmeyin. Bunlara her getirdikleri müşteri için -alışveriş yapsınlar yapmasınlar- benzin kuponu veriyorlarmış. Böylece ulaşımları bedavaya geliyor bir nevi. Bu arada benzin de ülkemizdeki fiyatın yarısı ile üçte biri arasında bir yerde. Tuk tukçuların genel taktiği, "only for today", yani turistik bir yer adı söylüyorlar, oranın normalde kapalı olduğunu ama bugün bir organizasyon vs. bir şey olduğu için bugüne mahsus açık olduğunu belirtiyorlar. Böylece siz de şanslı olduğunuzu düşünüp atlıyorsunuz tuk tuka. Biz de bir kere düştük, ertesi gün ayıkmıştık daha da düşmedik. Israrlardan kurtulmanın yolu da "already" kelimesi. Size İngilizce burayı gördünüz mü, diye soruyorlar, İngilizce olarak nasıl cevap verirseniz verin, anlamıyorlar, ama "already" kelimesini anlıyorlar. Cümleye gerek yok, oraya zaten gittim manasında "already" derseniz yeni yerler soracaklar. Hepsine already diyen kurtulur.

Tuk tuklar ucuz. Taksiler ucuz. Ama daha ucuz bir ulaşım yolu daha var ki; o da nehir üzerinden ulaşım. Nehir aşırı pis. Nehir boyunda bir sürü varoş yerleşim var. Zaten insanlar çok fakir. O nedenle iş güçleri adeta sömürülüyor. Çok zor şartlar altında yaşıyorlar. O nehirden üstümüze su sıçramasını istemezdim. Sıçanların doğal yaşam alanı. Her zaman doğanın içinde yaşamak da güzel değil yani.
Tekneler duraklara yanaşıyor. Teknelerin kenarına çuval bezinden brandalar koymuşlar. Birer makaralı ipe bağlı. Tekne durağa yanaşana kadar kenardaki biri brandaya bağlı ipi tutuyor, durağa yanaşınca ipi salıyor, hoop branda iniyor, yolcular biniyor, biri brandanın ipini çekiyor, böylece nehir suları yolculara sıçramıyor.
Bir sonraki yazımda Bangkok hakkında izlenimlere devam edeceğim...

26 Haziran 2011

Tayland, Bangkok, Suan Lum Night Bazaar

Tayland yazılarına başlıyorum. İlk olarak Suan Lum gece pazarından bahsetmek istiyorum. Ülkemize göre çok çok ucuz olduğunu düşündüğüm Tayland'ın ve de Bangkok'un hediyelik eşya ve aksesuar almak için en cazip yerlerinden biri. Yanlış hatırlamıyorsam kapanması gündemde idi. Türkiye'de çok pahalıya satılan birçok ahşap işleme ürünü burada çok makul fiyatlara bulabiliyoruz. Alışveriş bana genelde yorucu ve ağır gelir ama burada çeşit o kadar çoktu ve her şey o kadar makul fiyatlı idi ki; elimiz kolumuz dolu dolu geldik.
Yorulduğumuzda bize Doğu Asya'nın tropik meyvelerinden elde edilen muhteşem meyve suları içme imkanı veren yerler var çevresinde.

Tabi bizim yanımızda Talat ve Neşe gibi çok sıcak iki arkadaşımız olunca buraları keşfetmek de daha kolay olmuştu. Herkese nasip olmuyor böyle insanlar. Sağolsunlar... Tayland yazıları boyunca yemeden, içmeden bol bol yazacağım. Ama mango ile hemen başlayayım. Mango harika bir meyve. Türkiye'de buradaki gibi lezzetlisini bulamıyorsunuz. Daha sert ve susuz oluyor. Zaten çok dayanıklı bir meyve değilmiş. O nedenle daha sert olanları ithal ediliyor olsa gerek. Ayrıca hediyelik eşyaları ile sınırlı değil ucuzlukları. Yeme içme de çok ama çok ucuz.

Dinlendikten sonra yeniden alışverişe. Ancak buraların ucuz olabilmesi için pazarlıktan ödün vermemek gerekiyor. Çin yazılarında da bahsetmiştim sanırım pazarlıktan. Burada marjlar Çin'deki gibi geniş değil. Yani orada 300 yuan dedikleri bir malı 40 yuana alabiliyordunuz. Arada 7-8 kat fark olabiliyordu. Burada bu fark 4 kat ile falan sınırlı.

Ahşap ürünleri satan dükkanlardan bir örnek vereyim:
Son zamanlarda Türkiye'de de görmeye başladım. Ayak rahatlatan masör balıklar. Yarım saati 7,5 TL miydi neydi. Ama biz hijyenik bulmadık yaptırmadık. Adam ayağını sokup masaj yaptıracak havuzda, sonra sen sokacaksın. Gerek yok, mantar falan olur. Neme lazım.
Bir de pazardan genel bir görüntü vereyim.
Buradan çıkışta bir taksiye binmek mümkün. Taksiciler genelde kazıkçı değil. Ama taksimetreli olan taksileri seçmekte fayda var. Ulaşım aşırı ucuz. Gittiğimiz onca kilometreye ve ödediğimiz mebalağa bakınca hayret ediyoruz. Ancak burada bir de tuk tuk denilen ve ağırlıklı olarak turistlere hitap eden araçlar var. Tuk tuk, deniyor bunlara çünkü yolcularını kornaya iki kez basarak "düt düt" diye kendilerine çekmeye çalışıyorlar. Bunlar görece pahalı bir ulaşım alternatifi oluşturuyor. Ne zaman binilmesi gerektiğini bir sonraki yazıya saklıyorum ama akşam değil. Suan Lum'dan sonra değil. Gündüzleri demekle yetineyim şimdilik. Güzel bir tuk tuk resmi ile bu yazımı bitiriyorum. Bir sonraki yazımda Tayland'a ve ağırlıklı olarak Bangkok'a ilişkin özet tespitler vereceğim ve Baiyoke Sky Hotel'den görüntüleri paylaşacağım.