Gezilerimize son hızla devam ederken şehri de tanımak için tarihi dokusunu da anlamak gerekiyordu ve bunun için de Amsterdam Historical Museum (Amsterdam Tarih Müzesi) doğru adresti.
Amsterdam Tarih Müzesi 1975 yılında açılmış. Aslında müze hakkında resim ve notlarıma geçmeden önce belirtmeliyim ki; müzecilik anlamında Amsterdam çok gelişmiş bir kent. Çok fazla müze var ve rağbet de görüyor. Müzesi olan ve müzesine ilgisi olan ülkeler arzu edilen kültür düzeyini yakalamışlardır bence.
Amsterdam Tarih Müzesi'nde en fazla dikkatimizi çeken husus mekanın çok büyük olmasına karşın birçok görsel araçla süslenmesi sonrasında müzede geçirilen en az 3 saate karşın neredeyse hiç sıkılmadan gezilebilmesi oldu.
Girdik efendim müzeye devasa bir ekran, kocaman ve bomboş bir Amsterdam haritası var burada. Harita kente ilk yerleşimin olduğu 1200'lü yıllardan başlıyor gösterime. Bir yandan ilk yerleşim yerleri gösterilirken, diğer yandan o yerleşim dönemlerindeki nüfusa ilişkin bilgiler veriliyor. Bir de bakıyorsunuz ki; yüzeysel de olsa Amsterdam'ın gelişimi hakkında kalıcı sayılabilecek bir bilgiye sahip olmuşuz. Bu arada bakar mısınız ülkemiz tarihsel açıdan nasıl da zengin? Milattan önceler bir yana, tarihteki ilk insana ilişkin eserlere rastlanıyor ülkemizde. Bu nedenle çok çok daha fazla önem vermeliyiz tarihimize, zenginleştirmeliyiz müzecilik ve kültür anlayışımızı.
Müzede eski tarihlerden kalma büyük bir dünya haritası vardı. Hemen oradan ülkemizin bulunduğu yerin resmini çektik. Ne yazık ki; haritanın hangi yıldan kalma olduğu bilgisini almamışız. Sonra da internette o kadar aradım ama bulamadım. Aynı eksikliği Amsterdam'dan dünyanın birçok noktasına seyahat eden önemli kişilerin seyahat güzergahlarını gösteren görseli fotoğraflarken de yapmışım maalesef. Ancak o kadar güzel ki; siz önce o gezginin neler yaptığını okuyorsunuz, akabinde o gezginin adının bulunduğu tuşa bastığınızda dünya haritası üzerinde yapılan seyahat yolu ışıklandırılıyor ve rota anlaşılır kılınıyor.
Müzede kentin bir kıyı kenti olması nedeniyle gemi yapımcılığının eskiye dayandığı hususunu sergilemek amacıyla birçok ahşap gemi maketi sergileniyordu. Bunlardan bir tanesini aşağıda veriyorum.

9 Ekim 1969 tarihi Hollanda tiyatro tarihi açısından büyük önem taşımaktaymış. Seyirciler klişeleşmiş tiyatral etkinliklere tepki olarak sahnedeki oyuncuları domates yağmuruna tutmuşlar. Bu protesto Hollanda tiyatroculuk sistemini temelden değiştirmiş. Genç ve girişimci tiyatroculara sahne verilmeye başlanmış. İşte bizim Amsterdam'da olduğumuz dönemde de şansımıza bu protesto ve yarattığı değişimler Tarih Müzesi'nde sergileniyordu. Şimdi Hollandalılar bu protestoyu bir şeref madalyası gibi yad ediyorlar. Bir yanda eleştiriye gösterilen saygının yarattığı kökten değişim ve gelişim, bir yanda protestolara karşı ölçüsüz hoşgörüsüzlük ve artan baskılar. Her neyse görsellerine geçeyim.
Amsterdam tarihini yavaş yavaş öğrenirken ülkemizden Hollanda'ya göç eden ve kentin 2. Dünya Savaşı sonrası gelişimine önemli katkılar koyan işçilerimize de özel bir köşe ayrıldığını gördük ve mutlu olduk. 1950'li yıllarda Amsterdam'ın ekonomik büyüme performansında gelişme kaydedilmesi birçok firmanın işçi açığının ortaya çıkmasına yol açmış. Birçok misafir işçi şehir merkezindeki aşırı kalabalık evlerden birinde bir yatağa razı olarak gelmiş Amsterdam'a. Bu bağlamda firmalar tarafından işçilerinin konaklaması için geçici yerleşim birimleri oluşturulmuş. 1964 yılından 1979 yılına kadar Türk işçiler Kuzey Amsterdam'da yer alan Klaprosenweg'de kalmışlar ve kaldıkları yerin adını Atatürk Yerleşkesi koymuşlar. İşçiler genellikle tersanecilik sektöründe görev almışlar. Atatürk Yerleşkesi zaman içinde Amsterdam'da yaşayan tüm Türklerin sosyal merkezi haline gelmiş. Kantinleri film akşamlarından sonra kapanmış, Türk sanatçıları festivallerde takdire şayan performans sergilemişler. Amsterdam'ın tek camisi de Atatürk Yerleşkesi'nde inşa edilmiş. Bu bilgileri daha önce yaptığım hatayı tekrarlamayarak ilgili bölümün yanındaki açıklamanın resmini çekmek suretiyle edindim.
Müzede görsel anlamda çeşitliliğin olduğunu söylemiştim daha önce. Örneğin ulaşımın gelişimine ilişkin bilgileri bir arabanın ön camındaki ekrandan siyah beyaz olarak yansıtıyorlardı. Biniyordunuz arabaya, tek yapmanız gereken önünüze bakmaktı. Eski barların görünümünü ise son derece süslü ama zevkli bir barı yansıtarak getirmişlerdi önümüze.
Başka bir bölümünde ise müzenin, protest tavırları ile anılan sanatçıların çıplak portreleri yağlı boya ile sergilenmiş. Elimden geldiğince sansürlemeye çalıştım resimleri ama hayırlısı artık. İlk eserde Robert Jasper Grootveld'i görüyoruz. 1932-2009 yılları arasında yaşayan Grootveld 1960'lı yılların ikonu olarak anılıyormuş. Provo protest hareketinden (sigara içilmesine karşı bir protesto) esinlenerek tüm şehri bisiklet kullanmaya davet etmiş. Diğer eserde ise Simon Vinkenoog'u görüyoruz. 1928-2009 yılları arasında yaşayan yazar ve şair Vinkenoog 1960'ların ideallerini yaşatmak için çabalayan yorulmaz bir protest imiş. Birçok derginin kurulmasına öncülük etmiş. Şiirleri genç şairlerin önünü açmış.
Amsterdam'da çok fazla müze var ama hepsine gitmek için çok uzunca bir süre gerekiyor. Biz iki tane müze gezdik, ikincisi Ortaçağ Avrupası'nda skolastik çağda (karanlık çağ) yapılan işkenceleri konu alıyordu: kısaca İşkence Müzesi. İşkence müzesinde portakal sıkar gibi kafaların sıkıldığı aletlerden, her tarafı çivili koltuğa, yağlı kazıktan beter kütük piramitlere varıncaya kadar birçok tüyler ürperten işkence aleti ve canlandırmalarına şahit olduk. Bir kısmını aşağıda paylaşıyorum.


Amsterdam ile ilgili genel görüntüleri paylaşacağım bir sonraki yazımla beraber kısa Amsterdam gezime ilişkin yazılarımı tamamlayacağım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder